Başka Türlü Olabilecek Bir Hayat
Başka Türlü Olabilecek Bir Hayat
The Remains of the Day'i izlediğimde bende en çok kalan şey, Stevens'ın kaçırdığı bir aşk hikâyesi değildi. Yıllar sonra geriye baktığında, hayatının başka türlü de olabileceğini fark etmesiydi.
Belki insanı asıl hüzünlendiren de budur: Bir hayatın kötü olması değil, başka türlü de yaşanabileceğinin çok geç fark edilmesi.
Bu yalnız Stevens'a ait bir hâl değil.
Bazen istifa etmek istediğimiz bir işte yıllarca kalırız. Bazen çoktan bittiğini düşündüğümüz bir ilişkiden ayrılamayız. Bazen yaşadığımız şehirden gitmek ister, başka bir yerde başka türlü yaşayabileceğimizi düşünürüz; sonra bildiğimiz sokaklar, alıştığımız insanlar ve aynı rutinler yeniden bizi içine alır.
İnsan bazen iyi olduğu yerde değil, bildiği yerde kalır.
Çünkü bilinmeyen yalnızca ihtimal değil, risk de taşır. Tanıdık olan ise kötü bile olsa öngörülebilirdir.
Belki bu yüzden "konfor alanı" her zaman rahat olduğumuz yer değildir. Bazen konfor alanı, ne kadar rahatsız olacağımızı bildiğimiz yerdir.
Üstelik insanı orada tutan şey her zaman dışarıdaki koşullar olmayabilir.
"Ben zaten yapamam."
"Bu yaştan sonra olmaz."
"Şartlar değişmez."
"Bundan iyisi yok."
"Bir kere denedim."
"Benim hayatım böyle."
Başlangıçta bunların bazılarını başkalarından duyarız. Ama bir süre sonra dışarıdan kimsenin söylemesine gerek kalmaz. İnsan kendi sınırının cümlelerini kendi kurmaya başlar.
Psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" denilen kavramın düşündürücü tarafı da burada. İnsan değiştiremeyeceğine yeterince uzun süre inanırsa, bir gün gerçekten denemeyi bırakabilir.
Ama burada önemli bir ayrım var:
Kabullenmek ile kanıksamak aynı şey değil.
Kabullenmek, değiştiremeyeceğimiz bir gerçekle dürüstçe yüzleşmek olabilir. Kanıksamak ise değiştirebileceğimiz bir şeyi de artık sorgulamamaktır. "Olmadı" ile "olmaz" arasındaki farkın silinmesidir.
Ra'd Suresi'nin 11. ayetindeki "Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez" ifadesi de bana tam burada başka bir soru düşündürüyor.
Bu, insanın başına gelen her şeyden sorumlu olduğu anlamına gelmez. Hayatta irademizin dışında kalan çok şey vardır. Ama değiştirebileceğimiz alanlarda kendi irademizi bütünüyle hükümsüz saymak da başka bir teslimiyet biçimi olabilir.
Belki asıl soru şudur:
Değişim önce dışarıdaki şartların değişmesiyle mi başlar, yoksa insanın hâlâ değiştirebileceği bir şey bulunduğunu fark etmesiyle mi?
Stevens'ın hikâyesi burada kalsın.
Çünkü mesele artık onun hayatı değil.
Bizim, hâlâ açık olduğu hâlde kapalı olduğuna inandığımız kapılar.
Değişmeyeni Nerede Arıyoruz?
Bu soruyu düşündüğüm günlerde Edward Burtynsky'nin Borusan Contemporary'deki Shifting Topography sergisine yeniden baktım. Sergi, insanın yeryüzünde bıraktığı izi; sanayi, madenler, taş ocakları, su ve dönüşen coğrafyalar üzerinden büyük ölçekli fotoğraflarla görünür kılıyor. İlk bakışta estetik, hatta büyüleyici olabilen görüntüler, biraz daha uzun baktığınızda başka bir hakikati açıyor: İnsan eliyle değişmiş bir yeryüzü.
İnsan değişime de alışabiliyor.
Bir şey bir anda bozulduğunda tepki veriyoruz. Ama her gün biraz daha değiştiğinde, dün ile bugün arasındaki fark küçükse, çoğu zaman ona şaşırmıyoruz.
Belki kanıksamak biraz da böyle çalışıyor.
Bir anda olan şeye tepki veriyoruz; yavaş yavaş olanı hayatın kendisi sanıyoruz.
Burtynsky'nin fotoğrafları uzun süredir bakıp da görmediğimiz şeyi görünür kılıyor.
Ve belki değişimin ilk şartı da budur: Önce neyin değiştiğini görmek.
Ama burada başka bir soru beliriyor.
Her eski olanı korumak, onu hiç değiştirmemek midir?
Karaköy'deki Neolokal'in yaklaşımı bu yüzden bu yazının zihinsel hattına iyi oturuyor. Anadolu'nun geleneksel tariflerine, unutulmaya yüz tutmuş malzemelerine ve mutfak hafızasına yaslanıyor; ama onları olduğu yerde dondurmak yerine modern tekniklerle yeniden yorumluyor. Kendi anlatılarında kendilerini geçmiş ile gelecek arasında bir köprü olarak tarif ediyorlar.
Bir şeyi korumak, onu hiç değiştirmemek midir?
Belki tam tersine, bazı şeyleri yaşatmanın tek yolu onları yeni zamana taşıyacak kadar değiştirebilmektir.
Bir tarif değişebilir ve hafızasını koruyabilir.
Bir şehir dönüşebilir ve ruhunu kaybetmeyebilir.
Bir insan da yıllardır kendisi hakkında anlattığı hikâyeyi değiştirdiğinde başka biri olmak zorunda değildir.
Belki değişim geçmişi reddetmek değil; geçmişin geleceğimiz üzerindeki mutlak hâkimiyetini kaldırmaktır.
Bir yemeğin özü bazen tarifin kelimesi kelimesine korunmasında değil; malzemeye, mevsime, emeğe ve hafızaya gösterilen sadakatle yeni bir biçime kavuşmasındadır. Mutfakta değişim ihanet olmak zorunda değildir. Bazen devamlılığın kendisidir.
İnsanın hayatında da böyle olabilir mi? Kendimizden vazgeçmeden alışkanlıklarımızdan vazgeçebilir miyiz?
Geçmişimizi inkâr etmeden başka türlü yaşayabilir miyiz?
Bildiklerimizi kaybetmeden bilmediğimiz bir ihtimale yer açabilir miyiz?
Tam burada gözümü gökyüzüne çeviriyorum.
12 Ağustos'ta Ay, Dünya ile Güneş'in arasından geçecek. Grönland, İzlanda, kuzey Rusya, Atlantik, İspanya ve Portekiz'in küçük bir bölümünden tam Güneş tutulması izlenebilecek; Kuzey Yarımküre'nin çok daha geniş bir bölümünde ise tutulma parçalı görülecek.
Bunu değiştiremeyiz.
Ay'ın yörüngesini değiştiremeyiz. Tutulmanın zamanını öne alamayız. Birkaç dakika daha uzun sürmesini sağlayamayız.
Bazı şeyler gerçekten bizim dışımızdadır.
Belki kabullenmek tam da budur.
Ama gökyüzünde değiştiremeyeceğimiz bir olayın varlığı ile kendi hayatımızdaki her şeyi aynı "değişmezler" listesine yazmak arasında büyük bir fark var.
Ay'ın yörüngesini değiştiremeyiz.
Ama başımızı kaldırıp kaldırmayacağımıza karar verebiliriz.
Belki insanın hayatındaki en zor ayrım da budur:
Neyin gerçekten değişmez olduğunu, neyin yalnızca uzun zamandır değişmediği için bize öyle göründüğünü ayırt edebilmek.
Öğrenilmiş çaresizlik üzerine yapılan daha yeni çalışmaların dikkat çekici taraflarından biri de burada: mesele yalnızca çaresizliğin öğrenilmesi değil, insanın kontrol edebildiği bir şey olduğunu yeniden deneyimlemesidir. Her şeyi kontrol etmek değil; yaptığı bir şeyin hâlâ bir sonucu olduğunu görmek.
Belki insanın yeniden başlaması için bütün hayatını değiştirebileceğine inanması gerekmiyordur.
Belki önce yalnızca bir şeyi değiştirebildiğini görmesi yeterlidir.
Bir karar.
Bir başvuru.
Bir konuşma.
Bir "hayır".
Bir "evet".
Bir kapıyı yeniden yoklamak.
Bunların hiçbiri hayatı tek başına değiştirmeyebilir.
Ama insana şu cümleyi geri verebilir:
Benim yaptığım bir şeyin hâlâ bir sonucu var.
Bir gün geriye baktığımızda hepimizin "başka türlü olabilir miydi?" diye soracağı şeyler olacaktır. Bazılarının cevabı gerçekten hayırdır. Zaman geri dönmez. Kayıplar geri gelmez. Bazı kapılar gerçekten kapanır.
Ama ya bazıları için cevap hâlâ evetse?
Belki bugün bütün hayatımızı değiştirmemiz gerekmiyor.
Belki önce yalnızca hangi kapının gerçekten kilitli, hangisinin ise uzun zamandır açmayı denemediğimiz için kapalı göründüğüne bakmamız gerekiyor.
Çünkü bazen insan çaresiz olduğu için değil, çaresizliğe alıştığı için kalır.
Ve belki değişimin ilk işareti hemen gitmek değildir.
Hâlâ gidebileceğimiz bir yer olduğunu yeniden fark etmektir.
Önce kabullenir insan, sonra kanıksar,
Alışır yavaşça, vazgeçerken bulur kendini.
Bir boşluk kalır geriye, adı acı olmaz,
Zaman siler gerçeği, bırakır karanlığını.
• • •
Editoryal Not ve Haklar Bildirimi
Bu yazı, Orkun Akçasarı'nın kişisel izleme deneyimi, gözlemleri, okumaları ve kültürel değerlendirmelerinden hareketle hazırlanmış özgün bir AGORA denemesidir. Anılan film, sergi, restoran, bilimsel çalışma, kurum ve dinî metin; eleştiri, inceleme, kültürel değerlendirme ve olgusal doğrulama amacıyla kullanılmıştır. Bunlara yer verilmesi sponsorluk, temsil, onay veya resmî ilişki anlamına gelmez. Metindeki anlatı kurgusu, konu seçimi ve sıralaması, bölümler arasındaki bağlantılar, yorumlar, özgün ifadeler, başlık ve sunum biçimi Orkun Akçasarı'ya aittir. İzinsiz çoğaltma, yeniden yayımlama, uyarlama, çeviri, seslendirme, başka bir yayın adına mal etme ve ticari kullanım yasaktır. Kanunun izin verdiği kısa alıntılarda yazar adı, yazının tam başlığı, yayın tarihi ve özgün bağlantı gösterilmelidir. Kaynaklar 9 Ağustos 2026 tarihinde erişilebilen bilgiler üzerinden kontrol edilmiştir; güvenilir kaynakla bildirilen maddi hatalar şeffaf biçimde düzeltilir.
© 2026 Orkun Akçasarı. Tüm hakları saklıdır.
Kaynakça
British Film Institute. The Remains of the Day (1993). Erişim: 9 Ağustos 2026. https://www.bfi.org.uk/film/38c090b6-bf34-5809-9a4c-f350b62ce37c/the-remains-of-the-day
Maier, Steven F.; Seligman, Martin E. P.. Learned helplessness at fifty: Insights from neuroscience. Psychological Review, 123(4), 349–367 (2016). Erişim: 9 Ağustos 2026. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27337390/
Diyanet İşleri Başkanlığı. Ra'd Suresi 11. Ayet Tefsiri. Erişim: 9 Ağustos 2026. https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Ra%27d-suresi/1718/11-ayet-tefsiri
Borusan Contemporary. Edward Burtynsky: Shifting Topography. Erişim: 9 Ağustos 2026. https://www.borusancontemporary.com/en/edward-burtynsky-shifting-topography-book_2455
Neolokal. Neolokal Istanbul: Bridging Past and Future. Erişim: 9 Ağustos 2026. https://www.neolokal.com/en/neolokal_en/
NASA Science. Total Solar Eclipse on August 12, 2026. Erişim: 9 Ağustos 2026. https://science.nasa.gov/eclipses/future-eclipses/total-solar-eclipse-on-august-12-2026/