Bir Yerdeyiz; Görüntüyle Gerçek Arasında
Bir Yerdeyiz
"Ne ölümün hüznü var,ne de hayatın neşesi.
'Nasılsın?' samimiyetsizliği ile 'İyiyim.' sahtekârlığı arasında bir yerdeyiz."
Cahit Sıtkı Tarancı'ya atfedilen söz
Bir yerdeyiz…
İnsanın kendine bile tarif etmekte zorlandığı bir yerde.
Büyük bir acının içinde değiliz belki. Ama bizi hevesle ayağa kaldıracak bir sevinç de taşımıyoruz.
Üzgün müsün?
"Hayır," diyorsun.
Mutlu musun?
Cevap hemen gelmiyor.
Ne kötü olduğumuzu söyleyecek kadar dibe batmışız ne de iyi olduğumuza inanacak kadar içimiz aydınlık. Şiirdeki "bir yerdeyiz" sözü bu yüzden dokunuyor insana; yaşadığımız hâli değil, onu tarif edemeyişimizi de anlatıyor.
Sonra biri soruyor:
"Nasılsın?"
Biz düşünmeden cevap veriyoruz:
"İyiyim."
Babam böyle anlarda, "İyiyim demek âdet olmuş," der.
"İyiyim" bazen insanın hâlini anlatan bir cevap değil; kendisini açıklamadan yoluna devam etmesini sağlayan kısa bir sığınak.
Çünkü anlatmaya kalksak, nereden başlayacağız?
Belki mesele kelime bulamamak değildir. Bazen insan anlatmak istemez. O isteksizlik hâlinde uzun cümlelerin yerini tek kelime alır:
"İyiyim."
Asıl mesele, zamanla aynı cevabı kendimize de vermeye başlamamız.
Oysa insan bazen kötü değildir; yalnızca kendisine biraz uzaktır. İçeride ne olduğunu anlamaya isteği yoktur ama dışarıdan nasıl göründüğünü düzenlemeye hâlâ gücü vardır.
İçimizi tek kelimeyle kapatırken, hayatımızın görüntüsünü uzun uzun kuruyoruz.
Yaşadığımız hayat gerçekten bize mi ait, yoksa üzerimize yakıştığını düşündüğümüz bir hayatı mı taşıyoruz?
Bir Hayat Tarzını Yaşamak mı, Üzerimize Giymek mi?
Karşıma "board short summer" adı verilen bir yaz modası çıktı. Sörf şortları, solmuş tişörtler, parmak arası terlikler… Sörf yapmayan insanlar bile sörfçü gibi görünmek istiyor.
Gerçek sörfçilerin itirazı basit: Sörf, üzerinize geçirebileceğiniz bir görüntü değil. Denizi okumayı, beklemeyi, düşmeyi ve yeniden kalkmayı gerektiriyor.
"Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün."
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye atfedilen söz
"Be yourself, no matter what they say."
Sting, Englishman in New York
Mesele aynı: Olduğumuz insanla gösterdiğimiz insan arasındaki mesafe.
Bir hayatı yaşamadan önce onun nasıl görüneceğini seçiyoruz. Ne giyeceğimizi, nerede oturacağımızı, hangi müziği dinleyeceğimizi biliyoruz.
Görüntü tamamlanıyor.
Ama hayat o görüntünün içine her zaman yerleşmiyor.
Bodrum'dan gelen bir haberde, sosyal medyada lüks bir hayatın sahibiymiş gibi görünmek isteyenler için on dakikalık yat çekimlerinin 70 bin liraya kadar çıktığı anlatılıyordu.
İnsan burada yat kiralamıyor aslında.
Hiç yaşamadığı bir hayatın görüntüsünü kiralıyor.
Birkaç kare günlere bölünüyor; kısa bir gösteriden uzun bir hayat izlenimi kuruluyor.
Sorun görünmek istememizde değil; görüntünün hayatın yerine geçmesinde.
Bir yaşam biçiminin işaretlerini satın alabilirsiniz ama deneyimini kiralayamazsınız.
Fotoğraf çekimi bitiyor. Yat uzaklaşıyor. Ekran kapanıyor.
Geriye insanın kendisi kalıyor.
Tanımadığımız İnsanların Hayatımızdaki Yeri
Belki de gerçek görünürlük, hiçbir şey göstermeye çalışmadığımız bir anda birinin bizi fark etmesiyle başlıyor.
Bizim sokağı süpüren bir görevli var. Adını bilmiyorum. O da benimkini bilmiyor. Ne zaman karşılaşsak selamlaşırız.
Geçenlerde beni görünce:
"Nerelerdesin? Bir süredir görmüyorum seni," dedi.
Hayatım hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Ama yokluğumu fark etmişti.
İnsan bazen binlerce kişinin gördüğü bir fotoğrafta değil, adını bilmeyen birinin sorusunda görünür hissediyor.
Birinde görünmek için hazırlanıyorsunuz. Diğerinde yalnızca orada olduğunuz için fark ediliyorsunuz.
Sosyolog Mark Granovetter bu tür tanışıklıklara "zayıf bağlar" diyor; araştırmalar küçük temasların aidiyet duygusunu güçlendirebildiğini gösteriyor.
Bir insanın bütün hikâyesini bilmek gerekmiyor. Aynı yerde karşılaşmak, selam vermek, birkaç gün görünmeyince merak etmek yetebiliyor.
Şehirle kurduğumuz bağ da biraz böyle. Sokaklarını biliyor, seslerine alışıyor, aynı yüzlerle karşılaşıyoruz. Bir süre sonra şehir de bizi tanımaya başlıyor.
Şehir Geceleri Uyanıyor
Ama bu karşılaşmaların da bir saati var.
Öğle vakti sokaklar boşalıyor. Güneş çekilince kapılar açılıyor, yürüyüşler başlıyor, masalar dışarı taşıyor.
İklim değişikliği yalnızca havayı değil, hayatın saatini de değiştiriyor.
Gece sıcaklığının 20 derecenin altına düşmediği zamanlara "tropikal gece" deniyor. Climate Central yüksek gece sıcaklıklarının kişi başına yılda ortalama 56 saatlik uyku kaybına yol açtığını hesaplıyor.
Neredeyse yedi gece…
Karşılığı tanıdık: Uykuya dalamamak, sabaha dinlenmeden başlamak ve birbirimize karşı tahammülümüzün azalması.
Sıcaklık artık yalnızca ne zaman dışarı çıkacağımıza değil, ertesi gün nasıl bir insan olacağımıza da karışıyor.
Akdeniz şehirleri sıcağın ritmini yüzyıllardır biliyor. Dar sokaklar, panjurlar, avlular… Biz de yeniden akşama çekiliyoruz.
Ama bir farkla:
Eskiden gece gündüzün sıcağını bitirirdi. Şimdi bazen yalnızca karanlığa taşıyor.
Bakmak Artık Yetmiyor mu?
Belki de artık bir şehri yalnızca gündüz gördüğümüz yüzüyle tanımak yetmiyor.
Zaten yalnız şehirleri değil, hiçbir şeyi uzaktan seyretmekle yetinmiyoruz.
Paris'teki Atelier des Lumières ve Tokyo'daki teamLab Planets gibi mekânlarda ziyaretçi eserin içine alınıyor. Eskiden bir tablonun karşısında dururduk; şimdi tablonun bizi kuşatmasını istiyoruz.
Eserin içine mi girmek istiyoruz, yoksa kendimizi eserin içinde göstermek mi?
Telefon çıkıyor, doğru açı bulunuyor. Bazen eserin önünde geçirdiğimiz zamandan daha fazlasını, onu nasıl paylaşacağımıza ayırıyoruz.
Frida Kahlo ve Van Gogh sergilerine gösterilen yoğun ilgi, gerçek eserle aynı odada bulunmanın hâlâ başka bir anlam taşıdığını gösteriyor.
Belki de bakmak yetmiyor değil.
Biz bakmanın kendisini kaybediyoruz.
Görmek hızlıdır.
Bakmaksa zaman ister.
Mutfakların Sınıfı Olur mu?
Sofrada da benzer bir hiyerarşi kuruyoruz.
San Francisco'daki Californios'un üç Michelin yıldızı alan ilk Meksika restoranı olması, Meksika mutfağının neden Fransız ya da Japon mutfağı kadar prestijli görülmediği sorusunu gündeme getirdi.
Bir mutfağın sınıfını kim belirliyor?
Malzemesi mi, tekniği mi, sunulduğu tabak mı, yoksa hesabın sonundaki rakam mı?
Aynı yemek küçük bir aile lokantasında "ev yemeği", beyaz örtülü bir masada "gastronomik deneyim" oluyor.
Bir yemeğin değerini yalnızca pahalılaştırabildiğimizde fark ediyorsak, orada bir sorun yok mu?
Bizim mutfağımız da isimsiz insanların emeğiyle bugünlere geldi. Tarifleri kitaplara girmeyen kadınlar, hamurun kıvamını eliyle anlayanlar, aynı yemeği yıllarca pişiren ustalar…
Onların yaptığı yemek "yüksek mutfak" sayılmıyordu. Çünkü yüksek bir masada sunulmuyordu belki.
Ben de yıllar içinde çok farklı sofralara oturdum. Bazılarında tabaklar kusursuzdu ama hatırlanacak pek bir şey kalmadı. Bazılarında yemek sadeydi; fakat o sofradaki yakınlık yıllar sonra bile aklınızdaydı.
Belki de mutfakların sınıfı yok. Onlara verdiğimiz sınıflar var.
Bazı yemekler sizi etkilemek için tasarlanmamıştır; sizi doyurur, içinizi ısıtır, bir yere ya da bir insana geri götürür.
Ve belki bir sofranın sınıfını, üzerindeki tabaklardan çok, kalkarken sizde bıraktığı duygu belirler.
Bir Yerdeyiz
Yazıya "Bir yerdeyiz" diyerek başlamıştık.
Örttüğümüz duyguların, görüntüsünü kurduğumuz hayatların, yokluğumuzu fark eden insanların, değişen şehirlerin, kadrajına girmeye çalıştığımız eserlerin ve sınıflandırdığımız sofraların içinde aynı soru var:
Biz gerçekten neye bakıyoruz?
Görüntüye mi, gerçeğe mi?
Belki hayatla yeniden bağ kurmak için büyük değişikliklere ihtiyacımız yok. Dürüst bir cevap, bir selam, acele etmeden bakılan bir resim ya da hatırladığımız bir sofra yeter.
Bu yazıyı bitirirken baştaki soruya dönüyorum:
"Nasılsın?"
Bu kez hemen "iyiyim" demeden önce biraz durmak istiyorum.
Çünkü belki Cumartesi'nin bize verdiği en kıymetli şey bu:
Cevabı değiştirmek değil; cevabımızın gerçekten bize ait olup olmadığını düşünmek.
Bir yerdeyiz.
Ama belki de kaybolduğumuz yerde değil.
Kendimize yeniden yaklaşmaya başladığımız yerde.
Editoryal Not
Bu yazı, kamuya açık haberler, akademik çalışmalar, kurumsal kaynaklar ve yazarın kişisel gözlemlerinden hareketle hazırlanmış bir deneme ve yorum metnidir. Değerlendirmeler yazara aittir; adı geçen kişi, kurum, marka, eser veya işletmelerle ticari iş birliği, sponsorluk ya da onay ilişkisi bulunduğu anlamına gelmez. Haberler ve sayısal veriler, yayım tarihinde erişilebilen kaynaklardan bağlamı korunarak özetlenmiş olup zaman içinde güncellenebilir. Cahit Sıtkı Tarancı ve Mevlânâ'ya bağlanan ifadelerin güvenilir birincil eser kaynağı doğrulanamadığından bu sözler "atfedilen söz" olarak kullanılmıştır. Sting'in eserinden aktarılan kısa ifade, düşünsel bağlamın gerektirdiği sınırlılıkta ve kaynağı belirtilerek alıntılanmıştır. Kişisel anlatılarda üçüncü kişilerin kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgilere yer verilmemiştir. Belgelenebilir bir maddi hata bildirilmesi hâlinde gerekli düzeltme veya açıklama yapılacaktır.
© 2026 Orkun Akçasarı. Tüm hakları saklıdır. Metnin bütünü izinsiz çoğaltılamaz; kısa alıntılarda yazarın adı ve özgün yazı bağlantısı açıkça belirtilmelidir.
Kaynakça
- The Guardian — "Board short summer: why everyone suddenly wants to look like a surfer"
https://www.theguardian.com/fashion/2026/jul/21/board-shorts-summer-surfer-fashion-trend -
T24 — "Bodrum'da 10 dakikalık 'lüks yaşam' çekimine 70 bin lira"
https://t24.com.tr/gundem/bodrumda-10-dakikalik-luks-yasam-cekimine-70-bin-lira%2C1337909 -
Sting — "Englishman in New York" resmî eser sayfası
https://sting.com/pages/song/englishman-in-new-york -
Mark S. Granovetter — "The Strength of Weak Ties"
https://cpi.stanford.edu/_media/pdf/Reference%20Media/Granovetter_1973_Social%20Networks.pdf -
Gillian M. Sandstrom ve Elizabeth W. Dunn — "Social Interactions and Well-Being: The Surprising Power of Weak Ties"
https://repository.essex.ac.uk/15300/ -
Copernicus Climate Change Service — "What Is a Tropical Night?"
https://climate.copernicus.eu/what-tropical-night -
Climate Central — "Climate Change Is Costing People Sleep"
https://www.climatecentral.org/climate-matters/climate-change-sleep-loss -
Kelton Minor ve diğerleri — "Rising Temperatures Erode Human Sleep Globally", One Earth
https://www.cell.com/one-earth/fulltext/S2590-3322%2822%2900209-3 - Sürükleyici sanat deneyimlerine ilişkin resmî kurum sayfaları
Atelier des Lumières — Immersive Digital Art
https://www.atelier-lumieres.com/en/immersive-digital-art
teamLab Planets Tokyo — Resmî sayfa
https://www.teamlab.art/e/planets/
-
The Guardian — Tate Modern Frida Kahlo ve National Gallery Van Gogh sergilerine ilişkin haber
https://www.theguardian.com/artanddesign/2026/jun/19/blockbuster-exhibition-tate-modern-frida-kahlo-advance-ticket-record -
Associated Press — Californios'un üç Michelin yıldızına ilişkin haber
https://apnews.com/article/59291f2198e3cdea6fa343c588f19eeb
Erişim tarihi: 25 Temmuz 2026