Ekonomiyi Soğutup İşsizliği Finanse Etmek

01.09.2026

Ekonomiyi Soğutup İşsizliği Finanse Etmek

Enflasyonu düşürmek için ekonomiyi soğutuyoruz.

Kredi pahalılaşıyor.

Talep zayıflıyor.

Şirketler küçülüyor.

Sonra işsizlik artmasın diye 250 milyar TL'lik destekli finansman açıyoruz.

Buradaki mesele çelişki değil.

Ekonomi politikasının kendi yan etkisini finanse etmeye başlaması.

Bir tarafta şirketleri daha verimli olmaya, yanlış kapasiteyi taşımamaya ve sermayeyi daha dikkatli kullanmaya zorlayan sıkı finansman koşulları var.

Diğer tarafta bu sertleşmenin istihdama dönüşen sonucunu yavaşlatmaya çalışan kamu desteği.

Bu yanlış olmak zorunda değil.

Ama şu soruyu sormadan da geçemeyiz:

Geçici olarak zorlanan üretim kapasitesini mi koruyoruz, yoksa artık dönüşmesi gereken kapasiteyi mi finanse ediyoruz?

Çünkü her fabrikanın açık kalması sanayi politikası değildir.

Her istihdamın bugünkü yerinde tutulması da istihdam politikası değildir.

Geçici sıkıntı ile yapısal sorun aynı şey değil

İmalat sanayisine yönelik 250 milyar TL'lik program 1 Eylül'de başvuruya açıldı.

KOBİ'ler ve büyük ölçekli işletmeler altı aya kadar ödemesiz ve 36 aya kadar vadeli finansmana erişebilecek. Büyük işletmeler için kredi limiti 150 milyon TL'ye çıkıyor. İstihdam korunursa finansman maliyeti kamu desteğiyle %25'e kadar düşebiliyor.

Bu kaynak gerçekten işe yarayabilir.

Geçici talep daralması yaşayan, siparişi ve müşterisi olan ama işletme sermayesi sıkışmış bir şirkete zaman kazandırabilir.

Nitelikli iş gücünün kaybedilmesini önleyebilir.

Sağlıklı bir şirketi yanlış zamanda küçülmekten koruyabilir.

Ama yapısal sorun başka bir şeydir.

Kalıcı düşük kapasite.

Zarar eden ürün.

Sermaye tüketen müşteri.

Dönmeyen stok.

Şişmiş genel gider.

Yanlış organizasyon.

Nakit üretmeyen faaliyet.

Bunlar krediyle düzelmez.

Sadece daha uzun süre taşınır.

Problem geçiciyse finansman köprüdür.
Problem yapısalsa finansman perdedir.

Ucuzlayan para, yanlış kararı da yaşatır

Sermaye pahalı olduğunda şirketler zor sorularla yüzleşir.

Bu hattı gerçekten tutmalı mıyım?

Bu ürünü neden hâlâ üretiyorum?

Bu müşteri ciro mu getiriyor, zarar mı?

Bu stok neden burada?

Bu organizasyon bu şirket için hâlâ doğru mu?

Kaynak kıtlığı iyi yönetimi garanti etmez.

Ama kötü kararın maliyetini saklamayı zorlaştırır.

Destekli finansman geldiğinde ise baskı azalır.

Şirket rahatlar.

Ama rahatlamak ile iyileşmek aynı şey değildir.

Kötü karar doğru hale gelmez.
Yalnızca daha uzun süre finanse edilebilir hale gelir.

Teşvikli finansmanın görünmeyen riski budur:

Kaynağı artırırken, yanlış kaynak tahsisini de görünmez hale getirebilir.

Nakit açığı bazen alarmdır

Nakit açığı her zaman problemin kendisi değildir.

Bazen yanlış fiyatlamanın, kötü ürün karmasının, uzayan tahsilatın, şişmiş stoğun veya fazla büyük organizasyonun sonucudur.

Kredi geldiğinde bu alarm susar.

Şirket rahatlar.

Ama eğer kendi genel giderini faaliyetlerinden ürettiği nakitle karşılayamıyorsa, sorun finansman değildir.

Şirket kendi yaşam maliyetini borçla finanse ediyordur.

Yeni siparişi değil maaşı,

verimlilik yatırımını değil merkez giderini,

geçici açığı değil sürekli faaliyet zararını finanse ediyorsanız,

artık büyümeyi finanse etmiyorsunuz.

Yaşamak için çırpınıyorsunuz.

Burada asıl mesele iflas değil.

Asıl mesele, finansmanın yapısal problemi görünmez hale getirmesidir.

İstihdamı korumak, mevcut yapıyı dondurmak değildir

Programın en kritik tarafı finansman avantajının istihdamın korunmasına bağlanması.

Kamu açısından anlaşılır.

Devlet şirket bilançosuna değil, işsizlik rakamına da bakar.

Ama şirket yönetimi açısından soru daha serttir:

Bu istihdamı hangi ekonomik faaliyet taşıyacak?

Kalıcı istihdamı kredi yaratmaz.

Rekabetçi şirket yaratır.

Verimli üretim yaratır.

Kârlı ürün yaratır.

Nakit üreten iş modeli yaratır.

Kredi bunları kurmak için zaman sağlayabilir.

Ama şirket ekonomik olarak küçülmek zorundayken mevcut yapıyı sırf finansman avantajını kaybetmemek için koruyorsa destek başka bir şeye dönüşür:

Dönüşmesi gereken yapının maliyetini sübvanse etmeye.

İşsizliği hızla artırmamak sosyal politika açısından doğru olabilir.

Ama sermayeyi, kapasiteyi ve emeği sürekli yanlış yerde tutamazsınız.

İşsizliği ertelemek sosyal politika olabilir.
Verimsizliği ertelemek sanayi politikası değildir.

Her fabrikayı ayakta tutmak sanayiyi korumak değildir

Bir ekonomi bütün mevcut kapasitesini koruyarak dönüşemez.

Bazı hatlar kapanır.

Bazı ürünler çıkar.

Bazı şirketler küçülür.

Bazı sermaye geçmiş kararlardan çıkar.

Bazı iş gücü daha üretken alanlara geçer.

Bunlar hoş cümleler değil.

Ama verimlilik artışı biraz da budur.

Kaynakların daha düşük verimlilikten daha yüksek verimliliğe hareket etmesi.

Bu yüzden sanayi politikası ile sanayiciyi korumayı karıştırmamak gerekir.

Sanayi politikası, sanayiciyi korumak değildir.
Rekabetçi sanayi kapasitesini korumak ve dönüştürmektir.

Bir fabrikanın bugün açık olması başarı değildir.

Yarın da rekabet edebiliyor olması başarıdır.

Yönetimin kaçamayacağı soru

Kredi kararı verilmeden önce bence tek bir soru sorulmalı:

Bu finansman hiç çıkmamış olsaydı bugün hangi zor kararı almak zorunda kalacaktık?

Bir hattı kapatmak mı?

Bir üründen çıkmak mı?

Bir müşteriyi bırakmak mı?

Kapasiteyi küçültmek mi?

Organizasyonu yeniden kurmak mı?

Eğer kredi geldiği anda bu kararların tamamı masadan kalkıyorsa dikkat etmek gerekir.

Çünkü o noktada finansman dönüşümü mümkün kılmıyor olabilir.

Dönüşümü erteliyor olabilir.

Devlet finansman maliyetini düşürebilir.

Banka krediyi verebilir.

Ama hangi kapasitenin yaşamayı hak ettiğine şirket adına karar veremezler.

Bu, yönetimin işidir.

250 milyar TL'nin gerçek testi

Programın yanlış olduğunu düşünmüyorum.

Geçici finansman baskısı yüzünden üretim kabiliyetini ve nitelikli iş gücünü kalıcı biçimde kaybetmek de doğru değil.

Ama programın başarısını bugün kaç şirketin kredi kullandığıyla veya kaç kişinin işini koruduğuyla ölçersek eksik ölçeriz.

Asıl test finansman bittiğinde yapılmalı.

Şirket daha verimli mi?

Daha rekabetçi mi?

Daha fazla nakit üretiyor mu?

Borç olmadan kendi genel giderini karşılayabiliyor mu?

Eğer cevap evetse 250 milyar TL gerçekten sanayiyi korumuştur.

Eğer aynı şirketler birkaç ay sonra aynı sorunlarla yeniden finansman arıyorsa başka bir şeyi finanse etmiş olabiliriz:

Sanayinin dönüşümünü değil, dönüşmemesini.

Devlet finansman maliyetini düşürebilir.

Yanlış kapasitenin maliyetini ortadan kaldıramaz.

Ve bence bütün tartışmanın sonunda geriye tek ölçü kalıyor:

Bu para ekonominin geleceğini taşıyacak şirketleri mi güçlendirdi, yoksa geçmişten kalmış kararları biraz daha mı yaşattı?

Çünkü bir sanayi politikasının başarısı, bugünü ne kadar uzun süre koruduğuyla değil;

yarına ne kadar güçlü bir üretim yapısı bıraktığıyla ölçülür.

Editoryal ve Fikrî Haklar Notu

Bu yazı yalnızca 250 milyar TL'lik İmalat Sanayi Finansmanı ve İstihdamı Koruma Programı hakkında yapılmış güncel bir finansman değerlendirmesi değildir.

Çalışmanın özgün analitik çerçevesi; sıkı para politikasının şirketleri sermaye, kapasite ve verimlilik kararlarıyla yüzleşmeye zorlaması ile kamu destekli finansmanın bu yüzleşmenin istihdama yansıyan sonuçlarını yavaşlatması arasındaki ekonomi-politik gerilim üzerine kuruludur.

Metinde geliştirilen;

"ekonomi politikasının kendi yan etkisini finanse etmesi",

"problem geçiciyse finansmanın köprü, yapısalsa perde olması",

teşvikli finansmanın yanlış kaynak tahsisini görünmez hâle getirebilmesi,

istihdamı korumak ile ekonomik olarak dönüşmesi gereken kapasiteyi korumak arasındaki ayrım,

"işsizliği ertelemek sosyal politika olabilir; verimsizliği ertelemek sanayi politikası değildir" yaklaşımı

ve bir destek programının başarısının kullandırılan kredi veya kısa vadede korunan istihdamla değil, finansman sonrasında geride kalan üretim yapısının rekabet gücüyle ölçülmesi gerektiği yönündeki değerlendirme; bu çalışmanın bütünsel fikrî ve editoryal kurgusunun parçalarıdır.

Bu çerçevede yazı, finansmana erişim sorununu yalnızca kredi maliyeti veya şirket likiditesi üzerinden değil; sermayenin, üretim kapasitesinin ve emeğin ekonomide hangi faaliyetlerde tutulduğu ve hangi faaliyetlere yeniden tahsis edilmesi gerektiği üzerinden ele almaktadır.

Çalışmada kullanılan kamuya açık program bilgileri, ekonomik veriler ve akademik çalışmalar kaynaklarına aittir. Bunlardan hareketle oluşturulan yorumlama biçimi, kavramsal bağlantılar, yönetim soruları, özgün ifadeler, metin mimarisi ve sonuçlar Orkun Akçasarı'nın özgün editoryal çalışmasıdır.

© 2026 Orkun Akçasarı. Tüm hakları saklıdır. 

Kaynak gösterilmeden ve açık izin alınmadan metnin tamamı veya özgün fikrî çerçevesini oluşturan bölümleri ticari ya da editoryal amaçlarla çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz veya başka bir çalışmanın özgün içeriğiymiş gibi kullanılamaz.

Kaynakça

  • İmalat Sanayi Finansmanı ve İstihdamı Koruma Programı

  • Bloomberg HT — İmalat sanayisine 250 milyar liralık finansman paketi

  • OECD — The Walking Dead? Zombie Firms and Productivity Performance in OECD Countries

  • Bank for International Settlements — Credit Misallocation During the European Financial Crisis

 

Facebook WhatsApp LinkedIn X Instagram