Hafta Boyunca İş, Bugün Hayat

11.07.2026

Takım elbiselerinizi çıkarın.

Topuklu ayakkabılarınızı da...

Kravatlarınızı da...

Haftanın yükünü de...


Kahvenizi alın.

Bugün Cumartesi.


Hafta boyunca hepimizin bir rolü var.

Bir yerlere yetişiyoruz.

Bir şeyleri yetiştiriyoruz.

Telefonlara cevap veriyor, mesajları yanıtlıyor, toplantılara giriyor, yapılacaklar listesinin sonuna ulaşmaya çalışıyoruz.

Ama o listenin sonu hiç gelmiyor.

Biz bir işi bitirirken hayat sessizce yenisini ekliyor.

O nedenle bugün size daha başarılı olmanın yollarını anlatmayacağım.

Daha çok çalışın, daha erken kalkın, zamanınızı daha iyi yönetin de demeyeceğim.

Bugün biraz yavaşlayacağız.

Bu hafta hayatın kıyısından gözüme takılan birkaç şeyi konuşacağız.


Dün ile Bugün

Şerefiye Sarnıcı'nda Seçkin Pirim'in "Dün ile Bugün" adlı sergisi var.

Yaklaşık bin altı yüz yıllık bir yapının içinde çağdaş eserler...

Geçmişle bugünü aynı mekânda buluşturan bir sergi.

12 Haziran'da açıldı, 31 Ağustos'a kadar ziyaret edilebilecek.

Ben önce serginin adına takıldım:

Dün ile Bugün.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Dün gerçekten geride mi kalıyor?

Yoksa biz yalnızca onun hakkında konuşmayı mı bırakıyoruz?

Bazı anılar vardır; üzerinden yıllar geçer ama kapıyı çalmadan içeri girer.

Bir şarkıda...

Bir kokuda...

Bir sokaktan geçerken...

Hiç beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkar.

Takvim ilerler ama insanın içindeki zaman her zaman takvime uymaz.

Belki de geçmiş dediğimiz şey, geride bıraktığımız değil; yanımızda taşımayı öğrendiğimizdir.


Terasta Caz

Bu hafta bir başka haber de İstanbul Kitapçısı'nın Kadıköy terasında düzenlenen Terasta Caz konserlerinin temmuz ayında devam edecek olmasıydı.

Konser programından çok şu soru kaldı bende:

En son ne zaman yalnızca müzik dinlemek için bir yere gittik?

Birini ağırlamak için değil.

Bir anlaşmayı kutlamak için değil.

"Görünmüş olmak" için hiç değil.

Sadece oturup müzik dinlemek için...

Şimdi müziği de çoğu zaman arka plana koyuyoruz.

Çalışırken çalıyor.

Araba kullanırken çalıyor.

Yemek yerken çalıyor.

Spor yaparken çalıyor.

Ama yalnızca müzik dinlemek için durduğumuz anlar giderek azalıyor.

Oysa bazı şarkılar arka planda çalınmayı kabul etmez.

Sizi susturur.

Bir yere götürür.

Unuttuğunuz birini hatırlatır.

Belki de iyi müzik, kulağa değil, insanın hayatında açık kalmış bir yere seslenir.


Yürümek

Bir süredir yürümeyi de düşünüyorum.

Yürümek derken adımsayarın kaydettiği rakamları kastetmiyorum.

Bir yere yetişmek için atılan hızlı adımları da...

En son ne zaman hiçbir yere yetişmeden yürüdünüz?

Telefonunuza bakmadan...

Saatinizi kontrol etmeden...

Hangi sokağa çıkacağınızı önceden hesaplamadan...

Sadece yürümek için...

Çocukken yürüyüşlerimizin çoğunun bir amacı yoktu.

Bir sokağa girer, başka bir sokaktan çıkar, yorulunca bir yerde otururduk.

Şimdi ise yürümeye başlamadan önce bile ne kadar süreceğini, kaç kilometre olacağını ve nerede biteceğini bilmek istiyoruz.

Kaybolmaktan korkuyoruz.

Yalnızca sokaklarda değil, hayatta da...

Oysa bazen insanın yeni bir şey bulabilmesi için önce bildiği yoldan biraz uzaklaşması gerekir.


Kitaplar

Kitaplara baktım.

"En çok satanlar", "mutlaka okunması gerekenler", "bu yazın en iyi kitapları"...

Listeler uzayıp gidiyor.

Kitap seçerken bile başkalarının kararına ihtiyaç duyuyoruz.

Hangi kitabın bizi değiştireceğini, hangisinin hayatımıza dokunacağını önceden bilmek istiyoruz.

Ama kitaplarla insan ilişkileri biraz birbirine benziyor.

Herkesin sevdiği bir kitabı siz yarım bırakabilirsiniz.

Kimsenin konuşmadığı bir kitapta ise yıllardır aradığınız tek bir cümleyi bulabilirsiniz.

Bu nedenle bu köşede yalnızca çok satan kitaplardan söz etmeyeceğiz.

Bazen yeni çıkan bir kitabı konuşacağız.

Bazen yıllardır rafta bizi bekleyen eski bir kitabı...

Bazen kitabın tamamını değil, altını çizdiğimiz tek bir cümleyi.

Çünkü bazı kitaplar okunup biter.

Bazılarıysa siz bittirdikten sonra içinizde okumaya devam eder.


Sofralar

Sonra yemek fotoğrafları düştü önüme.

Yeni açılan restoranlar...

Özenle hazırlanmış tabaklar...

Manzaralar, sunumlar, şefler...

İstanbul'da yeni açılan mekânların listeleri bu hafta da sosyal medyada ve yaşam yayınlarında geniş yer buldu.

Güzel yemek elbette önemlidir.

Fakat yıllar sonra bir akşam yemeğini hatırladığımızda, tabağın üzerindeki sosun şeklini hatırlamıyoruz.

Masada kimin oturduğunu hatırlıyoruz.

Kimin güldüğünü...

Kimin sustuğunu...

Kimin söylediği bir cümlenin içimize dokunduğunu...

Belki de bir sofranın gerçek lezzeti mutfaktan değil, etrafında oturan insanlardan gelir.


Rahmetli Dedem Derdi Ki...

"Millet mal sahibi olur, sen dert sahibi..."

Çocukken ne demek istediğini pek anlayamazdım.

İnsan neden dert sahibi olmak istesin ki?

Sonra büyüdükçe anladım.

Kiminin derdi daha çok kazanmak...

Kiminin derdi daha çok görünmek...

Kiminin derdi birine yardım etmek...

Kiminin derdi güzel bir söz bırakmak...

İnsan neyi kendine dert ediniyorsa, biraz da ona dönüşüyor.


Cumartesi'nin Rotası

Bu köşede her hafta aynı konuları konuşmayacağız.

Bazen bir sergiye uğrayacağız.

Bazen eski bir şarkının peşinden gideceğiz.

Bir kitap açacağız.

Bir film sahnesinde duracağız.

Bir restorana, bir şehre, bir maça veya küçük bir insan hikâyesine bakacağız.

Bazen de hiçbir yere gitmeden, yalnızca hayatın bize düşündürdüklerini konuşacağız.

Her şeyi bilmeyeceğiz.

Her yere yetişemeyeceğiz.

Fakat merak etmeyi bırakmayacağız.

Çünkü insan bazen gidemediği bir sergiden de bir düşünceyle dönebilir.

Dinlemediği bir albümün hikâyesini merak edebilir.

Henüz okumadığı bir kitabı masasının üzerine koyabilir.

Yeter ki gördüğünü olduğu gibi anlatmakla, yaşamadığını yaşamış gibi anlatmak arasındaki çizgiyi kaybetmesin.


Bugün İçin Küçük Bir Rica

Bugün sizden büyük kararlar vermenizi istemiyorum.

Yeni bir hayata başlamanızı da...

Yalnızca küçük bir şey yapın.

Uzun zamandır dinlemediğiniz bir şarkıyı açın.

Bir kitabın ilk sayfasını okuyun.

Sevdiğiniz birini arayın.

Aynı masaya oturun.

Hiçbir yere yetişmeden biraz yürüyün.

Çünkü hayat, yalnızca başardıklarımızdan oluşmuyor.

Bazen durduğumuz...

Dinlediğimiz...

Hatırladığımız...

Ve bir başkasıyla paylaştığımız anlardan oluşuyor.

Hafta boyunca işimizi konuştuk.

Bugün biraz hayatı konuştuk.

İyi Cumartesiler.



EDİTORYAL NOT

Bu yazı; kamuya açık kaynaklar, kurum ve etkinlik duyuruları ile sosyal medya paylaşımlarından yararlanılarak hazırlanmış kişisel bir seçki ve yorum metnidir. Aksi açıkça belirtilmedikçe adı geçen sergi, konser, kitap, albüm, film, mekân, ürün veya hizmetlerle herhangi bir sponsorluk, reklam, iş birliği ya da ticari ilişki bulunmamaktadır. Yazarın bizzat deneyimlemediği içerikler deneyimlenmiş gibi sunulmaz; tarih, program, ücret, erişim ve benzeri bilgiler zaman içinde değişebileceğinden okuyucuların ilgili kurumların güncel duyurularını kontrol etmeleri önerilir. Alıntı, görsel, marka ve eser adlarına ilişkin haklar ilgili hak sahiplerine aittir. Hak ihlali veya düzeltme talebi için internet sitesindeki iletişim kanalı kullanılabilir.

Facebook WhatsApp LinkedIn X Instagram