İstanbul Neden Yeni Bir Pera Yaratamıyor?

11.10.2026

İstanbul Neden Yeni Bir Pera Yaratamıyor?

Bir şehrin imkânları büyürken kültürel iddiası neden aynı ölçüde büyümüyor?

Orkun Akçasarı | 11 Ekim 2026

Kalabalık ama başka bir şey eksik

İstiklal Caddesi'ndeki Ada Kitabevi & Cafe'de oturmuş, gelip geçen insanları seyrediyordum. Ekim ayının ilk cuma akşamıydı. Sonra birden Pera'nın artık sadece sıradan bir trafiğe kapalı cadde olduğu aklıma geldi.

Biraz ağır bir hüküm. Üstelik önümdeki kalabalık bunun tersini söylüyordu. İnsan vardı, ışık vardı, vitrin vardı. Eksik olan bunlar değildi. Bir caddeyi benzersiz kılan merak ve karşılaşma ihtimalini arıyordum. Kalabalık olmakla bir kültürün merkezi olmak arasında, kolayca fark edilmeyen bir mesafe var.

Önce Pera'nın neşesi nereye gitti diye düşündüm. Sonra sorunun geçmişe haksız bir ayrıcalık verdiğini fark ettim. Çünkü mesele eski Pera'yı geri istemek değildi. Asıl anlayamadığım şuydu: İstanbul bugün geçmişte hayal bile edilemeyecek imkânlara sahipken neden yeni bir Pera yaratamıyor?

Geçmişin parlak fotoğrafı değil

On dokuzuncu yüzyılda Pera, farklı dillerin, ticaretin, tiyatronun, müziğin ve yeni alışkanlıkların birbirine karıştığı bir yerdi. Pastaneler, oteller, pasajlar, sahneler vardı; ama onları önemli yapan yalnızca kapılarının açık olması değildi. İnsanlar o kapılardan farklı düşüncelerle girip başka düşüncelerle çıkabiliyordu.

Elbette sınıfsal sınırları vardı; kusursuz bir altın çağ değildi. Benim ilgilendiğim geçmişin üstünlüğü değil, yeni olanı deneme cesareti. Pera, bir dönem yalnızca başkalarından gördüğünü tüketen değil, gördüğünü kendine göre yorumlayan bir yer olabilmişti.

Bugünse uzak ülkelerin mutfaklarına aynı akşam ulaşabiliyor, dünyanın herhangi bir sergisini telefonumuzdan görebiliyoruz. Bu erişim bazen tuhaf bir benzerlikle sonuçlanıyor: Aynı menüler, aynı vitrin dili, birbirine benzeyen mekânlar. Seçenek çoğalıyor; fakat insanı şaşırtan şey aynı hızla çoğalıyor mu?

Bir pastanenin yapabildiği

Markiz'i yalnızca seramik panolarıyla hatırlamak haksızlık olur. Pastacılık, sunum, sohbet ve sanatın yan yana gelebildiği bir yaşam fikrini de temsil ediyordu. Bir pastanın değeri yalnızca tadı değil. Ustanın eli, malzemenin hakkı, masanın çevresinde geçirilen zaman, o tadın görünmeyen kısmı.

Bugün İstiklal'de gördüğüm turistik ürünleri küçümsemiyorum. Lokumun pastaya, geleneksel olanın yeni olana karşı bir eksikliği yok. Fakat bir şehir her şeyi aynı biçimde sunmaya başladığında, çeşitlilik vitrine sığsa da hayata sığmayabiliyor. Markiz'in farklı dönemlerde yeniden açılması, sanatla tekrar buluşması kıymetli. Yine de bir mekânın dekorunu canlandırmak ile etrafında kendiliğinden bir çevre oluşması aynı şey değil.

Bunu en iyi anlatan kelime belki de müdavimlik.

Masalar neden hatırlanır?

Baylan'da edebiyatçıların bir araya gelip bir çevreye adlarını vermesini, Cumhuriyet Meyhanesi'nin kuşaklar boyunca farklı şair ve yazarlarla anılmasını düşünün. Daha yakın yıllarda Çiçek Arif'in Çiçek Bar'ında bir sergiden çıkanların, sinemacıların, tiyatrocuların buluştuğunu; filmlerini, senaryolarını konuştuğunu biliyoruz. Kaktüs, doksanların başka türlü oturup konuşma imkânlarından biriydi. The Marmara'nın pastanesi de Taksim'deki sanat akşamlarının ardından buluşmayı çağrıştıran adreslerden.

Önemli olan masaya kimlerin oturduğundan çok, oradan neyin doğduğu. Bir fikir itirazla keskinleşebiliyor, bir oyun sohbet sırasında başka bir biçim alabiliyor, iki yabancı tanışıp yıllarca birbirinin hayatında kalabiliyordu. Kültür, yalnızca sahnede üretilmiyordu; bazen sahneden sonra başlıyordu.

Müdavimlik de bana göre garsonun siparişinizi ezbere bilmesinden ibaret değil. İnsanların bir mekâna yalnızca tüketmek için değil, birbirlerine rastlama ihtimali için dönmesi. Bir düşüncenin aynı masaya yeniden gelmesi; hafızanın insanlar arasında birikmesi.

Elbette bugün de böyle masalar olabilir. Belki adresleri değişti, belki daha az görünürler. Benim sorum hepsinin kaybolup kaybolmadığı değil: Böylesi karşılaşmalardan bugünün İstanbul'una damgasını vuracak yeni bir kültürel çevre doğuyor mu?

Elli yılın otelleri, bir Pera Palas

Pera Palas bu sorunun başka bir yüzü. Doğu Ekspresi yolcularını ağırlamak için açılan otel, zamanla edebiyatın, siyasetin, seyahatin ve şehrin dünyayla karşılaşmasının hafızasına dönüştü. Atatürk'ün, Agatha Christie'nin izleri bugün bile o hikâyenin içinde anılıyor.

İstanbul'da son elli yılda değerli, mimarisi ve hizmetiyle öne çıkan lüks oteller açıldı. Ama benim gözümde hâlâ hiçbiri bir Pera Palas değil. Bu, yeni otelleri küçümsemek değil; bir yapının fiyatı ile kültürel ağırlığının farklı şeyler olduğunu görmek. İyi bir oteli tasarlamak mümkün. Fakat kuşakların içinde yaşadığı, şehrin kendi hikâyesine kattığı bir yer tasarlamak ne kadar mümkün?

Belki yeni oteller de zamanla kendi hikâyelerini biriktirecek. Yine de bugün beni düşündüren şey şu: Konfor ve ihtişam üretmekteki becerimiz, aynı ölçüde anlam ve aidiyet üretebiliyor mu?

Sahnenin ışıkları yanınca

O akşam restore edilerek yeniden açılmış Muammer Karaca Tiyatrosu'na da gittim. Mengü Ertel'in Tiyatro Evreni sergisini gezdim, etkinliğe katıldım. Bir sanatçının eserlerinin yeniden görünür olması, uzun süre kapalı kalmış bir yapının tekrar şehre katılması gerçekten değerliydi.

Mahir Polat'la ayaküstü konuşma fırsatım olduğunda, bu emeğe duyduğum takdiri söyledim. Fakat zihnimde daha zor bir soru vardı; onunla da paylaştım: Bir şehrin fiziksel mirasını korumak, o şehrin kültürel hayatını da korumaya yeter mi?

Binalar, asıl amaca ulaşmak için birer araç.

Bu emeğin ardından başlayabilecek hayatı düşünüyorum. Bir tiyatronun sahnesi açılabilir; peki yıllar sonra o sahnenin hangi yeni oyunla, hangi yeni sesle hatırlanacağını bugün bilebilir miyiz? Kapıyı açmakla insanların o kapıdan geçerek birbirlerinin dünyasına girmesi aynı şey değil.

Yeni Pera belki de bir bina değildir

Gusto, pahalı olanı tanımak değil; özenle yapılmış olanı fark etmek. Zarafet de eski İstanbul fotoğraflarındaki kıyafetlerde hapsolmuş değil. Farklı düşünene kulak vermekte, bir esere emek verenin hakkını teslim etmekte, tanımadığınız birinin aynı masada kendine yer bulabilmesinde de var.

Belki yeni bir Pera'nın önündeki mesele, yeterince otel, restoran, galeri veya tiyatro bulunmaması değildir. Bunların birbiriyle ve insanlarla nasıl ilişki kurduğu, ne kadar farklılığa ve ne kadar beklenmedik karşılaşmaya alan açtığıdır. Bu, o akşam kendime sorduğum soru.

İstiklal'deki kalabalığı hatırlıyorum. Belki aralarında yarının yazarları, sanatçıları, tartışmaları vardı. Onları tanımıyor olmam, olmadıkları anlamına gelmez. Ama bir şehrin yeni Pera'sı varsa, yalnızca binalarında değil, insanlar arasındaki o canlı dolaşımda kendini belli etmeli diye düşünüyorum.

Geçmişin Pera'sından geriye ne kaldığını uzun uzun anlatabiliyoruz. Ben artık başka bir şeyi merak ediyorum: Bugünün İstanbul'u bu kadar çok şeye sahipken, neden henüz kendisinden doğacak yeni bir Pera'nın hikâyesini anlatamıyoruz?

Editoryal Not ve Haklar Bildirimi

Bu deneme, Orkun Akçasarı'nın kişisel gözlem, deneyim, okuma ve kültürel değerlendirmelerinden hareketle hazırlanmış özgün bir metindir. Anılan eser, kişi, kurum ve mekânlar kültürel inceleme, eleştiri ve olgusal bağlam amacıyla kullanılmıştır; sponsorluk, temsil, onay veya resmî ilişki anlamına gelmez. Anlatı kurgusu, kişisel değerlendirmeler, bölüm bağlantıları, başlık ve özgün ifadeler Orkun Akçasarı'ya aittir. Kanunun izin verdiği kullanımlar saklı kalmak üzere, izinsiz yeniden yayımlama, uyarlama, çeviri, seslendirme ve ticari kullanım için hak sahibinin izni gerekir. İzin verilen kısa alıntılarda yazarın adı, yazının tam başlığı ve özgün bağlantısı belirtilmelidir. Maddi hatalar güvenilir kaynakla bildirildiğinde şeffaf biçimde düzeltilir. © 2026 Orkun Akçasarı. Tüm hakları saklıdır.

Kaynakça

1. Koca Mehmet Kentel, Assembling 'Cosmopolitan' Pera: An Infrastructural History of Late Ottoman Istanbul (2019). https://digital.lib.washington.edu/researchworks/items/71bb48f5-7272-44cb-bb36-7ac780e22f98 — Erişim / Access: 11.10.2026

2. Seza Durudoğan, XIX. Yüzyılda Pera/Beyoğlu'nun Ekonomik, Kültürel ve Politik Yapısının Mimariye Etkileri (1998).https://polen.itu.edu.tr/entities/publication/b0280a2d-61e3-4627-9354-499ddaca7dbb — Erişim / Access: 11.10.2026

3. Gazete Oksijen, Bir kültür mirasçısı: 100 yılın Baylan'ı (2023). https://gazeteoksijen.com/o2/bir-kultur-mirascisi-100-yilin-baylani-195778— Erişim / Access: 11.10.2026

4. Anadolu Ajansı, Arif Keskiner, Beyoğlu'nun nabzını tuttuğu Çiçek Arif'li yıllarını anlattı (2022). https://www.aa.com.tr/tr/roportaj/arif-keskiner-beyoglunun-nabzini-tuttugu-cicek-arifli-yillarini-anlatti/2592176 — Erişim / Access: 11.10.2026

5. Arafta Bir Beyoğlu, Tarih İçinde Beyoğlu: 1971–2000 / Kaktüs (t.y.). https://araftabirbeyoglu.com/tr/Tarih-Icinde-Beyoglu/1971-2000/— Erişim / Access: 11.10.2026

6. Time Out İstanbul, Markiz'e Pilevneli dokunuşu (5 Mart 2025). https://www.timeout.com/istanbul/tr/haberler/markize-pilevneli-dokunusu-030525 — Erişim / Access: 11.10.2026

7. Pera Palace Hotel, Hakkımızda (t.y.). https://perapalace.com/hakkimizda/ — Erişim / Access: 11.10.2026

8. İBB Şehir Tiyatroları, Muammer Karaca Tiyatrosu İlk Temsil oyunuyla kapılarını açtı (2026). https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/haber/muammer-karaca-tiyatrosu-ilk-temsil-oyunuyla-kapilarini-sanatseverlere-acti — Erişim / Access: 11.10.2026

9. İBB Kültür Sanat, Mengü Ertel'in Tiyatro Evreni (2026). https://kultursanat.istanbul/etkinliklerimiz/3697/mengu-ertelin-tiyatro-evreni — Erişim / Access: 11.10.2026

Facebook WhatsApp LinkedIn X Instagram