Sıkılmaktan Bıktım

30.08.2026

Sıkılmaktan Bıktım

Son zamanlarda kendimde tuhaf bir şey fark ediyorum.

Daha çabuk sıkılıyorum.

Ama mesele bir filmi yarıda bırakmak, aynı restorana gitmekten bıkmak ya da telefonda ne izleyeceğimi bulamamak değil.

Onlardan sıkılmak kolay.

Ben galiba biraz daha başka şeylerden sıkıldım.

Bir konuşmanın daha ilk birkaç cümlesinde nereye varacağını sezmekten mesela.

Bir insanın ne söyleyeceğini, hangi bahaneye sığınacağını, hangi noktada geri çekileceğini giderek daha erken anlamaktan.

Daha başlamadan sonunu gördüğüm şeylerden.

İnsan yaş aldıkça tecrübe kazanıyor deniyor. Doğrudur.

Ama tecrübenin pek konuşulmayan bir yan etkisi de olabilir:

Hayat sizi daha az şaşırtmaya başlıyor.

Bir zamanlar merak uyandıran şeyler tanıdık geliyor. Bazı cümlelerin devamını içinizden tamamlıyor, bazı niyetleri daha söylenmeden görüyorsunuz. Ve bazen karşınızdaki insan sizi şaşırtmadığı için değil, tam da beklediğiniz gibi davrandığı için yoruyor.

İşte benim sıkılmam biraz burada başlıyor.

Parmağımızın Ucunda Her Şey Var

Üstelik sıkılmak için tuhaf bir çağdayız.

Neredeyse istediğimiz her şey birkaç dokunuş uzağımızda. Şarkıyı, filmi, haberi, videoyu değiştirmek; hatta bir insandan başka bir insana geçmek hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Sıkılmaya fırsat bırakmayacak kadar çok şey var.

Ama sıkılıyoruz.

Katy Tam ve Michael Inzlicht'in çalışması tam da bu çelişkiye bakıyor. Uyarana erişim arttıkça can sıkıntısının azalması beklenirken, bölünen dikkat ve sürekli başka bir seçeneğin varlığını bilmek tam tersine sıkılmayı besleyebiliyor. Yeslam Al-Saggaf ve arkadaşlarının 59 araştırmayı kapsayan meta-analizi de dijital medya kullanımı ile can sıkıntısı arasında pozitif bir ilişki buluyor; ama araştırmacılar nedensellik konusunda temkinli.

Zaten benim derdim telefon değil.

Daha çok şu ihtimal:

Bir şeyden istediğimiz anda çıkabilme özgürlüğümüz arttıkça, bir şeyin içinde kalabilme sabrımız azalıyor olabilir mi?

Belki sorun hayatın bize yeterince yeni şey sunmaması değil.

Belki tam tersine, her şeyin sürekli yeni olmak zorunda kalması.

Bana Bildiğim Bir Şey Getirin

Bu yüzden 2026 gastronomi öngörülerinde comfort, nostalgia ve value kavramlarının öne çıkması ilgimi çekti.

Bunca yenilik çağrısının ortasında insanların yeniden tanıdık tatlara dönmesi bana hiç de tesadüf gibi gelmiyor.

Ben iyi bir mutfakta yeniliği severim. Yeni bir tekniği, hiç denemediğim bir malzemeyi, iyi düşünülmüş bir tasting menu'yü merak ederim.

Ama insan her lokmada şaşırmak zorunda mı?

Bazen önünüze bildiğiniz bir yemek gelsin istiyorsunuz.

Tadını daha çatalı uzatmadan bildiğiniz.

Kendisini kanıtlamaya çalışmayan.

Sadece iyi yapılmış olan.

Belki hayatın başka yerlerinde de bazen buna ihtiyacımız var.

Her deneyimin unutulmaz olmasına değil.

Her insanın bizi dönüştürmesine değil.

Her sabah dün olduğumuz kişiden biraz daha iyi uyanmaya hiç değil.

Bazen insan yeniyi değil, yeni olmak zorunda olmamayı özlüyor olabilir.

Ama yeni bir şey istememek başka.

Bir şeyin değişmesini beklemekten yorulmak başka.

Ve galiba benim meselem biraz daha ikincisine yakın.

Godot Gelirse Ne Olacak?

Belki bu yüzden Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken'i bu aralar zihnimde başka türlü dolaşıyor.

Üstelik oyun tam da bu günlerde yeniden sahnede. Devlet Tiyatroları'nın prodüksiyonu 27 Ağustos'ta başladı ve 25 Eylül'e kadar programda.

Vladimir ve Estragon bekliyor.

Godot gelmiyor.

Konuşuyorlar, oyalanıyorlar, gitmekten söz ediyorlar.

Ama gitmiyorlar.

Beklemeye devam ediyorlar.

Ben oyunu düşünürken Godot'nun kim olduğundan çok başka bir yere takılıyorum:

Bekleyebilmek için gereken umuda.

Çünkü insan yalnızca beklemiyor. İhtimaller kuruyor. Gelmeyince hayal kırıklığına uğruyor. Sonra ertesi gün yeniden bekleyebilmek için kendisini toparlıyor.

Belki yorucu olan Godot'nun gelmemesi kadar budur:

Ertesi sabah yeniden bekleyebilecek hâle gelmek.

Hayatta da böyle değil mi?

Bir şey olmuyor ve tanıdık cümleler geliyor:

"Daha iyisi olur."

"Vardır bunda da bir hayır."

"Önüne bak."

"Yeniden başlarsın."

İtirazım yok.

Ama bazen insan bütün o iyi niyetli cümlelerin arasından yalnızca şunu söylemek istiyor:

Ben biraz beklemekten yoruldum.

Umut etmekten.

Bir sonraki iyi ihtimali kovalamaktan.

Olmayınca yeniden toparlanmaktan.

Bu umutsuzluk değil.

Belki sadece umut yorgunluğu.

Ve tam burada mesele Godot olmaktan çıkıyor.

Çünkü Godot gelmiyor olabilir.

Ama her sabah yeniden beklemeye hazır hâle gelen kişi hep aynı.

Ben.

Kendimden de Sıkılmış Olabilir miyim?

Başkalarından sıkılmak kolay.

Onların aynı tepkilerinden, aynı konuşmalarından, aynı bahanelerinden söz edebilirsiniz.

Peki ya kendinizi?

Benim de döngülerim yok mu?

Beklediğim şeyler.

Olmasını istediğim ihtimaller.

Hayal kırıklığına uğradığımda verdiğim tepkiler.

Toparlanma biçimim.

Sonra yeniden umut etmem.

Belki oyuncular değişiyor ama benim rolüm sandığım kadar değişmiyor.

Ve galiba en çok burada sıkılıyorum:

Kendimin yeni bir versiyonunu üretmekten.

Hayat bir yerimizden her vurduğunda biraz daha güçlü olmamız bekleniyor.

Bir şey kaybediyoruz; bundan ne öğrendiğimiz soruluyor.

Bir kapı kapanıyor; yenisini arıyoruz.

Yoruluyoruz; motivasyonumuzu tazeliyoruz.

Düşüyoruz; daha iyi bir versiyonumuz olarak kalkmamız bekleniyor.

Sanki hayatımızı yaşamıyor da kendimizin hiç bitmeyen güncellemesini yönetiyoruz.

Orkun 2.0.

Sonra 3.0.

Daha dayanıklı.

Daha bilinçli.

Daha seçici.

Daha az kırılan.

Mümkünse hata vermeyen.

Doğrusu bazen yeni sürümü yüklemek istemiyorum.

Eskisinin biraz dinlenmesini istiyorum.

Sıkılmaktan Bıktım

Bütün bunları düşününce baştaki cümlem bana artık biraz farklı geliyor.

Sıkılmaktan bıktım.

Ama hayattan sıkılmadım.

Hâlâ merak ettiğim insanlar, gitmek istediğim yerler, tatmak istediğim yemekler var. Beni hazırlıksız yakalayan bir cümleyi, iyi yapılmış bir şeyi, hiç beklemediğim anda karşıma çıkan güzelliği hâlâ seviyorum.

Hâlâ umut etmek istiyorum.

Ama her hayal kırıklığının ardından kendimi zorla umutlu hâle getirmek istemiyorum.

Hâlâ başlayabilmek istiyorum.

Ama her seferinde başka birine dönüşerek değil.

Belki güçlü olmak bazen yeniden ayağa kalkmak değil, olduğunuz yerde biraz kalabilmektir.

Bir sonraki ihtimali aramadan.

Kendinizi hemen tamir etmeye girişmeden.

Godot gelecek mi diye saate bakmadan.

Belki bazı günler hayat bizden yeni bir versiyonumuzu istemiyordur.

Belki bunu isteyen yalnızca biziz.

Ben şimdilik yeni bir cevap aramıyorum.

Biraz da cevap aramaktan sıkıldım.

Editoryal Not ve Haklar Bildirimi

Bu yazı, Orkun Akçasarı'nın kişisel düşünce, gözlem, okuma ve kültürel değerlendirmelerinden hareketle hazırlanmış özgün bir AGORA denemesidir. Yazıda anılan eserler, araştırmalar ve kurumlar eleştiri, inceleme, kültürel değerlendirme ve olgusal doğrulama amacıyla kullanılmıştır; bunlara yer verilmesi sponsorluk, temsil, onay veya resmî ilişki anlamına gelmez.

Anlatı kurgusu, kişisel bağlam, konu seçimi ve sıralaması, bölümler arasındaki bağlantılar, yorumlar, özgün ifadeler, başlık ve sunum biçimi Orkun Akçasarı'ya aittir.

İzinsiz çoğaltma, yeniden yayımlama, uyarlama, çeviri, seslendirme, başka bir yayın adına mal etme ve ticari kullanım yasaktır. Kanunun izin verdiği kısa alıntılarda yazar adı, yazının tam başlığı ve özgün bağlantısı gösterilmelidir.

Kaynaklar yayın tarihinde erişilebilen bilgiler üzerinden kontrol edilmiştir; güvenilir kaynakla bildirilen maddi hatalar şeffaf biçimde düzeltilir.

© 2026 Orkun Akçasarı. Tüm hakları saklıdır.

Kaynakça

Al-Saggaf, Yeslam; MacCulloch, Rachel; Wiener, Kristy. "Boredom and digital media use: A systematic review and meta-analysis." Computers in Human Behavior Reports, Cilt 11, Ağustos 2023, 100313.
https://doi.org/10.1016/j.chbr.2023.100313

Tam, Katy Y. Y.; Inzlicht, Michael. "People are increasingly bored in our digital age." Communications Psychology, Cilt 2, Makale 106, 3 Kasım 2024.
https://www.nature.com/articles/s44271-024-00155-9

Beckett, Samuel. Godot'yu Beklerken (Waiting for Godot).

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü. "Godot'yu Beklerken." 27 Ağustos–25 Eylül 2026 gösterim programı. Erişim: 30 Ağustos 2026.
https://devtiyatro.gov.tr/oyunlar/godotyu-beklerken

National Restaurant Association. "2026 What's Hot Culinary Forecast." 19 Kasım 2025.
https://restaurant.org/research-and-media/research/research-reports/whats-hot-food-beverage-trends/

National Restaurant Association. "What's Hot in 2026? Comfort, health, and value." 20 Kasım 2025.
https://restaurant.org/education-and-resources/resource-library/what%E2%80%99s-hot-in-2026-comfort-health-and-value/

Facebook WhatsApp LinkedIn X Instagram