
Title’ın Kefareti
LinkedIn'de title seçmek kolay. Zor olan, o title'ın sahada, krizde, maaş gününde, üretim hattında ve alacaklı karşısında ne kadar ağırlık taşıdığını bilmektir.
Son zamanlarda LinkedIn'de fazla vakit geçiriyorum.
Bir süre sonra insanın gözü alışıyor.
Herkes CEO.
Herkes Founder.
Herkes Advisor.
Herkes Consultant.
Herkes Transformation Leader.
Herkes Growth Architect.
Bir ara neredeyse ben de kendi kendime "Orkun, sen acaba az mı unvan kullanıyorsun?" diye sordum.
Sonra üretim sahasında kirlenen gömlekler, üç ay geriden gelen maaşlar, tahsilat baskısı, alacaklı toplantıları, satış sahasında müşterinin yüzüne bakarak ölçülen gerçek nabız ve sıfırdan kurulan düzenler aklıma geldi.
Dedim ki:
Title kolay.
Kefareti zor.
Çünkü bazı unvanlar kartvizitte iyi durur; ama sahada, krizde, maaş gününde, üretim hattında ve alacaklı karşısında gerçek ağırlığını gösterir.
CEO olmak istemek kolaydır.
Genel müdür olmak istemek kolaydır.
Danışman olmak istemek kolaydır.
Şirketlere akıl vermek kolaydır.
Zor olan, o aklın bedelini sahada ödemiş olmaktır.
Bir satış müdürlüğü yapmış olmak, insanı otomatik olarak şirket yönetimi danışmanı yapmaz.
Bir satın alma sorumluluğu taşımış olmak, tek başına kurumsallaşma reçetesi yazmaya yetmez.
Bir departmanı yönetmiş olmak, bütün şirketin finansal baskısını, insan yükünü, operasyon gerçeğini, nakit akışını, müşteri riskini, üretim disiplinini, tahsilat baskısını ve patron sorumluluğunu okumaya yetmeyebilir.
Bunları kimseyi küçümsemek için söylemiyorum.
Tam tersine, yönetimin ağırlığını bildiğim için söylüyorum.
Çünkü şirket yönetmek, bir alanı iyi bilmekten ibaret değildir.
Şirket yönetmek; satışın baskısını, finansın acımasızlığını, üretimin ritmini, tahsilatın gerçeğini, insanın taşıma kapasitesini, müşterinin beklentisini, tedarikçinin sabrını ve patronun riskini aynı masada okuyabilmektir.
Danışmanlık da böyledir.
Danışmanlık, dışarıdan bakıp birkaç doğru cümle kurmak değildir. Bir yapının neden tıkandığını, nerede ağırlaştığını, hangi kararların geciktiğini, hangi sorumlulukların dağıldığını, hangi insanların gerçekten yük taşıdığını ve hangi sistemlerin artık şirketi taşıyamadığını okuyabilmektir.
Unvanlara uzaktan bakınca her şey daha kolay görünür.
Ama işin gerçeği başka bir yerde başlar.
Maaşlar üç ay geriden gelirken üretim kapasitesini düşürmeden fabrikayı ayakta tutmaya hazır mısınız?
Şirketin nakdi sıkışmışken, insanların gözündeki kaygıyı görüp yine de onları aynı hedefe inandırmaya hazır mısınız?
Üretim sahasında gezerken yeni aldığınız pantolonun, gömleğinizin kirlenmesinden rahatsız olmadan hattın içine girmeye hazır mısınız?
Montajdaki aksaklığı anlamak için masadan kalkıp sahaya inmeye, gerekirse elinizi kirletmeye hazır mısınız?
Satış ekibiyle birlikte müşterinin karşısına çıkıp, sahadaki gerçek nabzı ölçmeye hazır mısınız?
Şirket zor duruma düştüğünde alacaklıların, tedarikçilerin, müşterilerin ve çalışanların karşısına çıkıp şirketin menfaatlerini korumaya hazır mısınız?
Hazır kurulmuş bir düzenin başına geçmek başka bir şeydir.
O düzen yokken, dağınık bir yapının içinde hedef koymak, vizyon anlatmak, insanları aynı yöne çevirmek, süreç kurmak, disiplin oluşturmak ve sistemi sıfırdan inşa etmek bambaşka bir şeydir.
Yönetim sadece toplantı masasında karar almak değildir.
Bazen üretim sahasında yürümektir.
Bazen satışçının yanında müşteriyi dinlemektir.
Bazen tahsilat baskısını göğüslemektir.
Bazen patrona kimsenin söyleyemediği gerçeği söylemektir.
Bazen çalışanı kaybetmeden disiplini kurmak, bazen şirketi dağıtmadan dönüşümü başlatmaktır.
Bu yüzden benim için mesele title değildir.
Mesele, o title'ın arkasındaki sorumluluğu taşıyabilecek yönetim aklıdır.
Çünkü danışmanlık da, genel müdürlük de, CEO'luk da kartvizite yazılınca başlamaz.
O ağırlık sahada, krizde, baskıda ve sorumluluk altında sınandığında anlam kazanır.
Title kolaydır.
Kefareti sahada ödenir.